Kayıtlar

Eylül, 2022 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Züleyha; Yanlış Yolun Yolcusu

Resim
     Masal gibi hızla geçti zaman. Bir kıssayı okur gibi aktı. Kıvrıla kıvrıla, kimi zaman zorlukla kimi zaman huzurla. Hayatı anlamlı kılacak dertlere düştük zaman zaman. Öyle ki, aşık olduk farkına bile varamadan. Düşünür müsünüz? Neydi  aşk? Kimindi? Kime idi? Ayıp değildi aşk elbette. Değil mi ki söylemiş Nazım, "Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da Hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil Bütün iş Tahir ile Zühre olabilmekte Yani yürekte" Fakat bugün Tahir ile Zühre'yi konuşmayacağız. Bugün kalplerimizi başka bir efsaneye döneceğiz. Yani Yusuf ile Züleyha'ya olacak yönümüz.  Yusuf, güzeldi, güzellikti; Züleyha, ateşti, aşktı, günahtı.  Bir mesele, kuyu meselesi, kuyuya düşen kimdi sahi? Bu aşk Yusuf'un değildi. Aşk Züleyha'ya aitti. Acı da, hırs da, yanlış da Züleyha'nın meskeniydi.  Bir mesele, çıkış meselesi, sahi çıkış kimdeydi? Asıl aşk kime idi? Yusuf'a mı yoksa Yaradana mıydı? Züleyha sevdi. Önce Yusuf'u sonra da Yusuf'un rabbini...

Yaşanmamış Anların Anısına Hürmetle

Resim
     Kalbimin her yanını saran korkuyla birlikte yine bir günümü daha mahvetmeyi başardım. Nasıl yaptığımı bile tam olarak anlamıyorum. Ortada hiçbir sebep yokken bu kadar endişe neden? Kaç kere daha doktora gitmem gerektiğini bilmiyorum. Çekmecemden bana göz kırpan antidepresanlarım benimle dalga geçmeye başladılar bile. Onlara beni uyutmaktan başka neye yaradıklarını sormaya bile korkuyorum. Ruhumda süzülen o kaygı hali uslu uslu gezinmiyor ki. Cengiz Han misali vurup kırarak ilerliyor. Gece olup da herkes köşesine çekildiğinde sonunda kendimle baş başa kalabiliyorum. Kalabiliyorum da, daha mı iyi oldu daha mı kötü işte ona karar veremiyorum. Kendi kendime yine sonu gelmeyen düşünce bulutuyla kaplanmışken gelen ilham perisinin bacağından tutuyorum ve kalem ile kağıdıma koşuyorum. Kalemi elimde usulca döndürürken gözümden süzülen damlalarla birlikte ne yazacağıma karar veriyorum ve yazmaya başlıyorum.      Yazarken de geçmişte yaşadıklarımı, yaşamadıkl...

Bilinmeyen Bir kadının Mektubu Karmaşası

Resim
 Delicesine sevmek, takıntıyla, hastalıklıca sevmek... Bir insan kendini unutup da birine ne kadar çok  kapılabilir ki 'nin ne acı örneğini Stefan Zweig öyle güzel yazmış ki insan okudukça kapılıyor bu kitaba. Ben de işte bu kitabı okurken yazdığım bir yazımı sizinle paylaşmak istiyorum. Sonrasında ise yine bu kitaptan esinlenerek yazdığım bir şiirle birlikte bu günü kapatma niyetindeyim.  Şimdiden sürç-i lisan ettiysek affola diyerek başlayalım.      "Bu sıralar bir türlü kendime yetemiyorum diye düşündü yatağına uzanırken. Nedense izlediği filmlerden, okuduğu kitaplardan zevk alamıyordu. Gittiği yerlerde de neşesini bulamıyor, bir şekilde odaklanamıyordu. Yine bugün de böyle geçmişti. Yatağına uzanırken gözü kitaplıktaki bir kitaba takıldı. Uzandığı yerden kalkıp kitabı eline aldı. 'Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu'       Bu kitabı eline alır almaz anlamlandıramadığı bir şekilde kendisiyle bağdaştırdı. Başrolü olduğun bir kitapta bi...

Akışa Kapılamayanlar Kulübü

Resim
           Gece vakti güneş daha  doğmadan gözlerimi araladım fakat ruhumda anlamlandıramadığım bir rahatsızlık var. Sanki birisi elleriyle tutmuş da sıkıyor yüreğimi. Sebepsizce mutsuzum. Bir nedene ihtiyaç duymuyorum bu düşük mod için. Herkes yataklarına uzanmış uyurken içimdeki sıkıntı ile oturmuş boş boş duvara bakıyorum. Betadan alfaya geçer gibi ne düşündüğümü bile düşünmüyorum. Uzay boşluğu gibi bir hal. Hayatım film şeridi gibi değil de daha çok fotoğraf albümüne göz atarmış misali gözlerimin önünde konumlanıyor. Ne acı boşa geçmiş ne de çok an var. Oysa ne kitaplar ne şiirler sığarmış o anlara.    Bazı insanlar yaşamayı seçer o an ile ilgilenirler, önlerine ne gelirse gelsin uyum sağlarlar ve hayata devam ederler. Benim gibiler ise aynı şu anda benim olduğum hal  gibi anlayamaz olan biteni ve akışa kaptıramazlar kendilerini. Sonunda da boğuluverirler o akışta. Bir köşeye sindim yine. Belki de en huzurlu olduğum dakikalardır bunl...

Platonik Leyla; Başkasına Deli Mecnun

Resim
    İnsan, Adem'den beridir öylesine derin bir derde düşmüş ki ne kadar denese de çıkamıyor.  Öyle bir illet ki bu varlığı da acı yokluğu da acı. Her türlüsü bela bu meretin. Karşılıklı olanı da olmayanı da. Nice hikayelere, efsanelere konu olan bu hastalık sizin de tahmin ettiğiniz şey. İki dudağımızın arasından süzülen kelime net ve belli, o da şüphesiz ki 'aşk' Aşk ki deli olana ustur, akıllıya da ayn-ı belahet. Hakkında ne şiirler, ne hikayeler yazılır da bir türlü doyulmaz yazılmalara. Kimi cevap bulur çağrısına, kimileri ise uzaktan haykırır da duyuramaz kendini. İşte en acı hali de budur aşkın. Karşılıksız olanı ayrı yakar kavurur insanın içini. Fakat çok abartmamakta yarar vardır, zira abartılırsa karşıdaki insanı zor durumlara sokabiliriz. Bizim aşk dediğimizin adı karşımızdaki için takıntı oluverir. O yüzden kırmadan, dökmeden sevmek lazım. Severken öldürmemek lazım. Asil bir duruşla derdimizi anlatmalı karşılık alamazsak da yolumuza devam etmeliyiz ki o zaman y...

İlk Adım

      İnsan neden doğduğu günü hatırlamaz? İlk ağlayışını, ciğerlerine dolan o ilk havayı, annesinden gelen o ilk kokuyu? Neden unutmaya programlıyız bu kadar?  Asıl ilginç olan ise unutabilmeye olan muhtaçlığımızdır bence. Düşünsenize zaman bir şeylere perde olmasa nasıl hayatta var olmaya devam edebilirdik ki?  Geçmiş ağır bir yük olarak binerdi omuzlarımıza ve biz de altında ezilmekten başka çaremiz olmadan öylece sonumuzu beklerdik. Şu an buradaki ilk yazımı yazmaktayım. Kafamda ne kadar albenili cümle varsa sanki içeri kaçmış gibi bir türlü parmaklarımdan dökülmüyorlar. Tüm gün çevremdeki insanları sinir edecek kadar ağdalı olan cümlelerim şimdi onlara ihtiyacım olduğundan mıdır nedir bilmem bir türlü çıkmıyorlar meydana. Neyse diyelim devam edelim yapacak bir şey yok sonuçta.  Son olarak burada bulunmanın  asıl sebebi olan yazı ile yani şiir ile noktayı koymak istiyorum. Şiir benim için yaşam kaynağı gibi bir şey. Ab-ı hayatı bulmuş bir simyacı m...