Züleyha; Yanlış Yolun Yolcusu
Masal gibi hızla geçti zaman. Bir kıssayı okur gibi aktı. Kıvrıla kıvrıla, kimi zaman zorlukla kimi zaman huzurla. Hayatı anlamlı kılacak dertlere düştük zaman zaman. Öyle ki, aşık olduk farkına bile varamadan. Düşünür müsünüz? Neydi aşk? Kimindi? Kime idi? Ayıp değildi aşk elbette. Değil mi ki söylemiş Nazım,
"Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
Hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil
Bütün iş Tahir ile Zühre olabilmekte
Yani yürekte"
Fakat bugün Tahir ile Zühre'yi konuşmayacağız. Bugün kalplerimizi başka bir efsaneye döneceğiz. Yani Yusuf ile Züleyha'ya olacak yönümüz.
Yusuf, güzeldi, güzellikti; Züleyha, ateşti, aşktı, günahtı.
Bir mesele, kuyu meselesi, kuyuya düşen kimdi sahi? Bu aşk Yusuf'un değildi. Aşk Züleyha'ya aitti. Acı da, hırs da, yanlış da Züleyha'nın meskeniydi.
Bir mesele, çıkış meselesi, sahi çıkış kimdeydi? Asıl aşk kime idi? Yusuf'a mı yoksa Yaradana mıydı? Züleyha sevdi. Önce Yusuf'u sonra da Yusuf'un rabbini. Öyle ya Yusuf bu kadar güzelse kim bilir Rabbi ne kadar güzeldi. Rabbe giden yol Yusuf'ta idi. Öylesine taşlıydı ki bu yol, verilecek daha nice hesaplar vardı. Yusuf güzeldi. Öyle ki kırk kat yabancıya bile ellerini kestirecek kadar. Züleyha'yı masum gösterebilecek kadar.
Züleyha ihtirastı. Ateş dolu, keskin bıçaklarla dolu bir yoldu. Aşk Züleyha'nındı. Ona yazıldı tarih. O yazdı yazgısını. Rabbe giden yolu şaşırdı Züleyha. Asıl aşkı Yusuf'un yüzü sandı ama Yusuf'tan da içerideydi aşk. Bilemedi, bilemezdi. Düştü kuyuya Züleyha. Çıkışı saraya değildi ama.
Yusuf masumiyetti. "Bana istememeyi isteyebilmeyi nasip et"'ti duası Rabbine. O da insandı. Önce insan sonra peygamberdi Yusuf. Züleyha da güzeldi. Ateş ile harlanmış bir güzel, işlenebilcek bir günah kadar güzel, dahası bu günahtan korunabilmiş olmak kadar güzeldi. Kader yazılmış ise alnımıza bize ancak yaşamak düşer elbette. Kader Züleyha idi Yusuf'a. İmtihanı da oydu, gideceği yol da oydu. Yaşadılar, bir rüzgar gibi esti ve geçtiler. Adları kaldı, Yusuf ile Züleyha. Aşkın tarihine yakarak, yanarak işlediler kendilerini. Gelin görün ki gönül bu. Kimin Yusuf kimin Züleyha olacağı belli olmaz. Anlaşılmaz yakanın kim, yananın kim olduğu. Şimdi Züleyha kuyuda; Yusuf sarayda. Züleyha pişman, dudakları haykırışta. Öyle ya,
-Züleyha'nın Kuyusu Bu Çıkışı Yokluğa Doğru-
Kuyunun en dibindeyim
Kimsesiz ve yalnız
Karanlıklara kaplanmışlıkların en sonundayım.
Ama Yusuf'un kuyusu değil bu kuyu
Olduğum yer Züleyha'nın düştüğü yer
Ne kadar da isterdim Yusuf'un kuyusunda olmayı şu an
Oysa ki buradayım, Züleyha'nın mekanında
Buranın çıkışı saraya açılmaz
Olduğum yerin çıkışı acı ve pişmanlığa
Dünya aşkı ile öyle bir kaplamışım ki kalbimi
Güzel yüzlere aldanmışım, güzel kalpleri görememişim, umursamamışım.
Züleyha misali koşarak gidiyorum günaha.
Yasaklı olan çekici gelir göze.
Kendini bulamamış nefisler arzular yanlışı
Şeytana da suç atmamak lazım ben kapıldım yoluna
Sonumu da biliyordum aslında, cayır cayır pişmanlık
Bu feryat Züleyha'nın feryadı, dinleyin!
Günaha batmış aşkımın çığlığı bu.
Doğruyu Yusuf ile bulmak istemedim ki ben.
Yanlışımı Yusuf ile yaşamak istedi yüreğimdeki Züleyha, suç bende
Gittiğim yolun kör kuyular olduğunu biliyordum ben.
İşte sebep-i günahım bundandır
Ben yanlışımı gönüllü yaptım.
Yusuf un huzurunu değil, Züleyha'nın ateşini istedi yüreğim
Bu yangını ben ateşledim, geri dönüşüm de yoktur.
Ne pişmanlıklar yaşadı ömrüm, alışılmış yollarda kaç kere taşa takıldı
Durmadı, devam etti, günahı bile isteye ince ince dokudu
Fayda etmeyen son pişmanlıklara sürükledim ben kendimi
Züleyha olmakmış kaderim benim de
Cehennem ateşimi daha dünyadayken harlamakmış yapacağım
Yusuf'a gitmeyen yollarda Yusuf'u aramak varmış alnımda
Ne yapalım, benim çıkışım da saraya değil, yokluğa imiş
Yusufsuzluğaymış...

Yorumlar
Yorum Gönder