Akışa Kapılamayanlar Kulübü

     

     Gece vakti güneş daha  doğmadan gözlerimi araladım fakat ruhumda anlamlandıramadığım bir rahatsızlık var. Sanki birisi elleriyle tutmuş da sıkıyor yüreğimi. Sebepsizce mutsuzum. Bir nedene ihtiyaç duymuyorum bu düşük mod için. Herkes yataklarına uzanmış uyurken içimdeki sıkıntı ile oturmuş boş boş duvara bakıyorum. Betadan alfaya geçer gibi ne düşündüğümü bile düşünmüyorum. Uzay boşluğu gibi bir hal. Hayatım film şeridi gibi değil de daha çok fotoğraf albümüne göz atarmış misali gözlerimin önünde konumlanıyor. Ne acı boşa geçmiş ne de çok an var. Oysa ne kitaplar ne şiirler sığarmış o anlara.


   Bazı insanlar yaşamayı seçer o an ile ilgilenirler, önlerine ne gelirse gelsin uyum sağlarlar ve hayata devam ederler. Benim gibiler ise aynı şu anda benim olduğum hal  gibi anlayamaz olan biteni ve akışa kaptıramazlar kendilerini. Sonunda da boğuluverirler o akışta. Bir köşeye sindim yine. Belki de en huzurlu olduğum dakikalardır bunlar. Hissettiğim sıkıntıya tezatlık oluşturacak kadar da değişik bir dinginlik var üzerimde. Etrafım tenhalaştıkça daha da artıyor huzurum. Yalnızlık hissi her yanımı sararken bundan son derece zevk alıyor olmam da içimdeki rahatsızlığı daha da alevlendiriyor. Necip Fazıl Kısakürek’in ‘Aynalar bakmayın yüzüme dik dik’ dizesini yazarken yaşadığı iç çatışmaya benzer bir çatışma içerisindeyim kendimle. Anlayacağınız aslında ben bile bilmiyorum kendimi. Köşemde otururken hayat bana inat yapar gibi hızla devam ediyor ne dur durak biliyor ne de soluklanıyor. Bir şekilde hayatı ıskalıyormuşum gibi hissediyorum ve ne yapmam gerektiğini de tam kestiremiyorum. Belki de bu sebeple yaşamaya dair özverim sekteye uğruyor. Hevesimi içimden çekmişler gibi ruhsuzca bakışlar atıyorum hayata. Kendimin farkındayım aslında.

 

         Doğduğum andan beri hayatımı sorguluyorum. Hayatımın anlamını ve geleceğimle birlikte geçmişimi… Yıllar geçerken farkına varamadığımız gerçekler içimi acıtıyor. İnsanların çoğu aynı gidişatta ve aşağı yukarı benzer yönde devam ediyorlar. Kısacası doğuyorlar, büyüyorlar, evleniyorlar, çoluk çocuk derken yaşlanıyorlar sonunda da bir bakmışlar göz açıp kapayıncaya kadar ömürleri tükenmiş. Bu düşüncelerle birlikte kafamdaki duman daha da arttı ve güneş yeni yeni yüzünü göstermeye başlarken kendimi kalemimi elime almış bir şeyler karalarken buldum. O anın karmaşık duygularıyla yazdığım dizelerimi sizinle paylaşma arzusundayım. Okurken lütfen kendi hayatınızı sorgulamayı, kendinizi tartmayı unutmayın. Huzur ve mutlulukla kalın.

 

 

-Hayatın Akışı-

 

Anlaşılmaz, ulaşılmazım ben

Kalbim gömülü yerin en altında

Saklamış kendini ruhum kuytulara

Sahipsiz kalmışım dünyada

En acısı da alışmışım yalnızlığa

 

Aklıma düşer çocukluk yıllarım

Hatıralar sıralanır gözümde

Görünür bir küçük çocuk sislerin arasından

Oturmuş tek başına, etrafı pek bir tenha

En kötüsü de alışmış bu tenhalığa

 

Hatırlarım gençlik zamanlarımı,

Suskun hayatımın tek çığlığını,

Gördüm ben akan o deli kanı!

 

Anımsarım yaşlılığımı

Yalnızlığıma yalnızlık katan zamanları

Bekler tek başına ölümü bu ihtiyar

En fenası da gelemedi bir türlü bu irtihal. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

SAVAŞ BARIŞ

BAKİ

Nereden Ablan Oluyorum?