Bilinmeyen Bir kadının Mektubu Karmaşası

 Delicesine sevmek, takıntıyla, hastalıklıca sevmek... Bir insan kendini unutup da birine ne kadar çok  kapılabilir ki 'nin ne acı örneğini Stefan Zweig öyle güzel yazmış ki insan okudukça kapılıyor bu kitaba. Ben de işte bu kitabı okurken yazdığım bir yazımı sizinle paylaşmak istiyorum. Sonrasında ise yine bu kitaptan esinlenerek yazdığım bir şiirle birlikte bu günü kapatma niyetindeyim. 

Şimdiden sürç-i lisan ettiysek affola diyerek başlayalım.

     "Bu sıralar bir türlü kendime yetemiyorum diye düşündü yatağına uzanırken. Nedense izlediği filmlerden, okuduğu kitaplardan zevk alamıyordu. Gittiği yerlerde de neşesini bulamıyor, bir şekilde odaklanamıyordu. Yine bugün de böyle geçmişti. Yatağına uzanırken gözü kitaplıktaki bir kitaba takıldı. Uzandığı yerden kalkıp kitabı eline aldı. 'Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu'

      Bu kitabı eline alır almaz anlamlandıramadığı bir şekilde kendisiyle bağdaştırdı. Başrolü olduğun bir kitapta bile isimsiz kalabilmek ne kadar da bana benziyor diye düşünmekten kendini alamadı. Kitabın daha ilk sayfasından itibaren tutuldu kitaba.  R’nin yerine koydu kendisini ilk önce. İsimsiz iki düzine kap kalın bir mektup, hem de kendisine yazılmış! Ne kadar da korkutucu, farkında bile olmadan kocaman bir hayatı bu denli derinden ve kötü yönde etkileyebilmiş olmak ne kadar da korkutucu dedi kendi kendine. Daha sonra isimsiz kadını düşündü. Hayata ilk adımlarını atamadan atılacak o adımları yaşama değil de adama atmış ve bu sebeple de bir nevi kendi kendisini ziyan etmişti isimsiz  bu kadın. Yaşadığı her an aslında sadece kendi düşünce bulutundan ibaretti. Acısı da, aşkı da, kendisini R'ye hatırlatabilmek için verdiği o yersiz savaşları da. Ne trajedi diye düşündü bir an, ne büyük bir kayıp! İsmi olmayan bu kadın kendi öz benliğini öyle yok saymıştı ki okurken ruhu titredi. Ya dedi içinden ya ben de böyleysem. İsimsizin yaşadığı tecrübeler onu tanrıya olan inancından bile vazgeçirmişti fakat inancını yitiren o kadın, R’yi R’nin asla hak etmediği ve hak edemeyeceği kadar tanrılaştırmıştı kafasında. Bunu fark edince kitabı tutan eli seğirdi birden. Kitaptaki isimsiz kadının takıntılı aşkı onu dehşete sürüklemişti. Kitaptan son bir cümle daha okuyarak kapadı gözlerini. Dudaklarından süzülen dualara engel olmayarak seslice okuduğu cümleyi. 

'Ben bütün o zaman boyunca yalnızca sende yaşadım' birinin kendi varlığını bu derece yok sayıp başkasına adaması ne kadar acı dedi kendi kendine. Sen koru Allah’ım, sen koru. Sonu gelmeyen düşüncelerle birlikte uykuya daldı. Aklı hala mektubun daha okumadığı sayfalarındaydı."


Bir nevi kendime aynadan bakarak yazdığım kelimelerim tamamen kitabı okurken hissettiklerimdi. Şimdi de bu hislerle birlikte yazdığım şiire sıra geldi. Umarım zevk alarak okursunuz. İyilikle, huzurla kalın.


-Virane Şehrimin Sanatkârı-

Tek bir darbeyle hayatımı bitiren cellatsın sen.

Öldürsen şuracıkta beni

Ne diyebilirim ki?

Sanrım bir kez daha bakarım yüzüne aşkla...


Seher vakti geldin ömrüme öylece.

Virane olmuş şehrimi aldın götürdün yanında

Ne kadar daha perişan olabileceğimi gösterdin bana,

Son bir kez daha teşekkür ederim sana.


Ateşsin sen, cümlelerimi küle çeviren.

Sonu olmayan yangınlar türedi gönlümde, senden gelen.

Öylesine kıvılcımını atıp kaçtın, bari sahip çıksaydın.

Siir gibi ince ince yazıldın hayatıma


Ne olur bırak peşimi

Ben çok yabancıyım aşk işine

Kapıldım gidiyorum senin cehennemine 

İnan ki tanıyamıyorum kendimi...


Hastalıklı ruhuma ağır geliyorsun.

Issız sokaklarımda fütursuzca geziniyorsun.

Korkuyorum senden, en çok da kendimden.

Kaldıramıyorum kalbimin yükünü.


Kulak ver söylediklerime, anla artık derdimi 

Zift gibi yapıştın gönlüme, kazıyamıyorum seni

Tek bir iyilik yap bana

Ben bırakamıyorum, sen terk et beni,

Gerçi hiç gelmemiştin ki...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

SAVAŞ BARIŞ

BAKİ

Nereden Ablan Oluyorum?