Fakat bir şekilde sanki bu eve ait hissedemiyordu. Burada uyuyor, yiyiyor, içiyor, gülüyor, ağlıyordu ama aslında yine de ait değildi buraya. Sadece bu eve, bu aileye değil; hiçbir yere ait hissedemiyordu. Gittiği hiçbir okul, hiçbir şehir veya hiçbir arkadaşı onu bir şeylere ait hissettirememişti. Bu hep bir eksiklik gibi geliyordu ona.
Sık sık kendini sorgulardı. Özellikle geceleri nasıl bir insanım, neyi seviyorum, neyi sevmiyorum diye kendini tanımaya çalışma seansları yapardı. Bu seansların verdiği cevaplar da bazen onu tatmin eder; bazen de içinde bir huzursuzlukla uykuya dalmasına sebep olurdu. Bir gün kendisini dünyanın en iyi insanı ilan eder, diğer günse içinde insaniyetin kırıntısı bile olmayan robotlaşmış bir mahluk oluverirdi. Bu ikilem onu hep yormuştu. Ne kendi kendinin kararına varabiliyor; ne de sorgulamaktan vazgeçiyordu.
Günden güne; ince ince ruhunu tüketiyordu. Bunu yaptığını farkedebilseydi aslında; belki bırakmak için bir çaba harcardı lakin farkına vardığında artık geri dönülemeyecek o noktadaydı.
Günler günleri kovalıyor, yıllar birbiri ardına geliyordu. Yaşı git gide artıyordu; 15, 17, 21...25.
Yine başını yastığa koyduğu bir akşam kendini yeme seansına başladı. Şimdiye kadar ne başardım diye sordu kendi kendine. Biraz düşündü ve kendince bir iki şey sıraladı; okulumu bitirdim, işe girdim, iki yeni arkadaş edindim. Evet, evet bunlar birer başarıydı. Kendini hemen tebrik etti. Sonra düşünmeye devam etti. Peki şu hayatta en çok kime değer verdim? Düşündü, düşündü, düşündü... nedense aklına kimse gelmedi. Herkes için olmasa da olur aslında diye düşünmekten kendini alamadı. Sonra böyle düşündüğü için kanı dondu. Kendinden korktu. Sorgusuna devam etti. Şimdiye kadar hiç birini sevdim mi? Ama böyle kalbimi sızlatırcasına diye sordu kendisine. Cevabının olmayışı içini acıttı. Evet ailesini severdi. Annesini, babasını kardeşlerini severdi. Ama bir yere kadardı bu sevgi. Annesinin ve babasının birbirine ait olduğunu bilirdi. Kardeşleri de elbet bir gün kendi yollarına gidecekti. O başka bir sevginin peşindeyi. Eli boştu bu sefer. Ne de boş dedi kendi kendine. Ne de boş bir bedenim. Ne birini sevmişim; ne de canı gönülden sevilmişim...
Bu durum onu daralttı. Yaşamak için nedenim var mı diye sordu kendi kendine. Düşündü düşündü, aklına hiçbir şey gelmedi.
Huzurluydu aslında. Hayatında ters giden hiçbir şey yok gibiydi. Fakat asıl sorun hiçliğin ta kendisiydi. Ne birini sevebilecek cesareti olmuştu hayatı boyunca; ne de kendi kendisini beğenebilmişti. Nedense hep bir köşesi bozuktu kendinin. Ne yüzü güzeldi, ne bedeni, ne de kişiliği... Boştu, bomboş....
Bu boşluk artık fazla gelmeye başlamıştı ona. Gözlerini kapadı, içinden saymaya başladı; 1, 2, 3...12...28..32..
Ertesi gün ise devam etti yaşamaya ve saymaya, kendini sorgulamaya...